Erdal Türkkan
Klasik Devlet Müdahaleciliği Çerçevesinde Piyasa Yetersizliği, Kamu Yetersizliği ve Rekabet Anlayışı

XIX. yüzyıldan 1930 lara kadar uzanan bir dönemde devlet müdahalesi konusunda altı temel prensip egemen olmuştur. Bu prensipler, piyasaların bazı sorunları çözmede yetersiz kalacağını kabul etmekle birlikte genel olarak kamunun kaynak tahsisi sorunlarını çözmede başarısız kalacağı yargısından hareket etmekte ve kamunun müdahale alanlarını sınırlamaya özen göstermektedir. Bu prensipler, devletin rekabeti bozmaması, aksine desteklemesi temel ilkesine
- Devlet “asli fonksiyonları” dışında, kaynak tahsisini yönlendirici etkilere sahip olan her türlü girişimden” kaçınmalıdır Devletin minimum kaçınılmaz asli fonksiyonlarının ne olduğu konusunda belli bir mutabakat vardır. Bu çerçevede devletin emniyet, savunma, adalet, temel eğitim, temel sağlık, temel fiziki altyapı gibi bireyler tarafından üretilmesi mümkün olmayan ve ekonomik ve sosyal düzenin sağlanması için kaçınılmaz olan mal ve hizmetleri üretmesi veya finanse etmesi gerekir. Devletin asli fonksiyonlarını yerine getiremediği bir ortamda rekabetin adil ve etkin bir şekilde gerçekleşmesi ve kaynakları etkin dağıtma işlevini yapabilmesi mümkün olmayacaktır.
- Devletin asli fonksiyonlarını finanse etmek için aldığı vergiler nötr olmalı yani kaynak tahsisini etkilememelidir. Bu çerçevede dolaylı vergiler minimum düzeyde tutulmalıdır. Verginin nötralitesi, devletin vergiler yoluyla fiyat sistemini bozmasının ve rekabet sürecini etkilemesinin yollarını tıkamaktadır. Ayrıca verginin nötralitesi, devletin boyutunu da sınırlandıran bir ilkedir.
- Klasik anlayışa göre devlet yardımları (teşvikler) hiç olmamalı, gereken durumlarda da minimum kaçınılmaz düzeyde tutulmalıdır. Devlet yardımlarının minimum kaçınılmaz düzeyde tutulması ve her halde sistematik bir biçimde yapılmaması ilkesi de devletin kaynak tahsisini yönlendirmesini ve bu süreçte bazı teşebbüslerin suni bir üstünlük kazanmasını engelleyici ve yasaklayıcı niteliktedir. Böylece kaynak tahsisinde ve firmaların üstünlük kazanmasında tek belirleyici, rekabet süreçleri olacaktır.
- Para nötr olmalıdır. Devlet para politikaları yoluyla iktisadi hayata müdahale etmemelidir. Burada da rekabetin en önemli gereği olan fiyat istikrarının sağlanması ve belirsizliğin en aza indirilmesi amacı ön planda tutulmaktadır.
- Dış Ticaret serbest olmalı, korumacılık yapılmamalıdır. Bu ilke de rekabetin uluslararası düzeyde daha sağlıklı bir işleyiş kazanacağı öngörüsüne dayanmaktadır.
- Devlet gelir dağılımına müdahalesini minimum kaçınılmaz düzeyde tutmalıdır.
Bu ilkeler çerçevesinde piyasa yetersizliğinin sadece kolektif malların üretiminde söz konusu olacağı ve devletin bunun dışında yapacağı her türlü müdahale istenilmez sonuçlar vereceği kabul edilmiştir.
Bu çerçevede devletin fiyat sistemine müdahaleleri, girişimcilik yapması, korumacı politikalar uygulaması, hatta sosyal politikalar uygulaması, dolaylı vergiler yoluyla fiyat sistemini etkilemesi, para politikalarıyla fiyatlar genel sistemini etkilemesi en azından serbest piyasa anlayışıyla ve rekabet ile bağdaşmayan davranışlar olarak nitelendirilmiştir. Bu çerçevede klasik iktisat anlayışı, üstü kapalı bir biçimde piyasa yetersizliklerinin çok sınırlı olduğu, kamu yetersizliklerinin ise çok geniş olduğu varsayımını esas almaktadır. Bu varsayım, rekabetin de kamu müdahaleleri olmadan gerçekleşebileceği düşüncesini yansıtmaktadır.
Kaynak: Rekabet Forumu, Sayı 130
01.04.2020
Bu makale 5854 kişi tarafından okundu.

